Avrupa Birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2017 Salı

Türkiye ve Avrupa Topluluğu

Türkiye Avrupa Topluluğu veya bugünkü adı ile Avrupa Birliği  ile ilk bağlantısını, Topluluğun kuruluşundan 6 yıl sonra 12 Eylül 1963'de imzaladığı Ankara Anlaşması ile kurmuştur. Bundan sonra da Türkiye Topluluk ile bağlarını devamlı olarak geliştirmeye çalıştırmıştır.  Topluluk da bu çabaları müsait karşılamıştır. Çünkü, 1960'larda ve 1970'lerde hızlı bir kalkınma içinde olan Topluluk ekonomileri için, "düşük ücretli" Türk işçileri, avantajlı bir maliyet unsuru teşkil  ediyordu.

12 Eylül 1980 askeri yönetimi ile beraber Türkiye'nin Topluluk ile  münasebetleri bozulmaya başladı. Avrupa Parlamentosu, 1982 Ocak  ayında aldığı bir kararla, Türkiye'de demokrasi ve insan hakları  sağlanıncaya kadar, daha önce kararlaştırılmış olan 600 milyon  ECU'lük (700 milyon dolardan fazla) mali yardımı dondurduğu gibi, Toplulukla münasebetlerimizin önemli bir organı olan, Karma Parlamento  Komisyonu'ndan da çekilerek, bu organı adeta yürürlükten kaldırdı. Keza, münasebetlerimizin en önemli organı olan Ortaklık  Konsey faliyeti de durdu.

Avrupa Topluluğu ile münasebetlerimiz, Ortaklık Konseyinin ilk defa  Brüksel'de 1986 Eylül'ünde yaptığı toplantı ile tekrar işlemeye  başlamışsa da, bu sefer ve bu güne kadar, Yunanistan'ın devamlı olarak aleyhimize harcadığı çabalar ve kösteklemelerle bir türlü ileriye  gidememiştir. Mesela 600 milyon ECU'lük mali yardım, Yunanistan'ın vetosu  dolayısiyle, bir türlü gerçekleşememiştir.

Buna rağmen Türkiye, daha önce de belirttiğimiz gibi, 14 Nisan 1987 de Avrupa Topluluğu'na "tam üyelik" için resmen başvurdu.  Türkiye'nin bu başvurusu, bugüne kadar Topluluk gündemine girmemiştir. Avrupa Topluluğu Komisyonu Türkiye Masası Şefi Eberhart  Rhein tarafından hazırlanan ve Ekim 1989'da açıklanan 4 sayfalık bir rapor, Türkiye'nin tam üyelik başvurusunun ancak 1993 yılından sonra ele alınabileceğini belirtmekle beraber rapordaki şu ifadeler çok ilginç  görünüyordu: 

"Türkiye'nin ekonomik çıkarları, politik, kültürel ve idari  gelenekleri Avrupa Topluluğuna ters düşmektedir... 

Türkiye üye olursa  Topluluğun her 5 üyesinden biri Türk olacaktır... 

Türkiye, bütün Avrupa  ülkeleri içinde en milliyetçi olanıdır. Türkiye'nin İslam ülkeleri ile  yakın ilişkileri vardır... 

Topluluk üyelerinin halklarının çoğunluğu  Türkiye'yi üye olarak benimsememektedir... 

Türkiye Avrupa kültür ve politik  mirasının bir parçası değildir... 

Topluluk buna rağmen, Türkiye'nin yüzüne  kapıları kapamamalıdır."

Bununla beraber, Türkiye-AT Ortaklık Konseyinin 6 Mart 1995 tarihinde  Brüksel'de, Türkiye ile Avrupa birliği arasında bir "Gümrük Birliği"  kurulmasını öngören bir anlaşma imzalanması ve bu anlaşmanın 13 Aralık 1995 günü Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanması ve bu suretle  Türkiye'nin 1 Ocak 1996'dan itibaren Gümrük Birliği'ne dahil olması, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği doğrultusunda attığı çok önemli bir  adım olmuştur.

KAYNAK: 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995) - Fahir Armaoğlu

AB (Avrupa Birliği)'nin Tarihçesi

Birleşmiş Avrupa fikri, bir zamanlar filozofların ve ileri görüşlü insanların düşlerinde yer alıyordu. Victor Hugo, insancıl ideallerden esinlenen barışçıl bir “Avrupa Birleşik Devletleri”ni hayal etmişti. Bu hayal, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından sonra Avrupa Kıtası için yeni bir umut oldu.

Savaş süresince totaliterliğe direnen insanlar, Avrupa’da devletler arasındaki kin ve düşmanlığı son vermek, kalıcı bir barış oluşturmakta kararlıydı. 1945 ve 1950 arasında, Konrad Adenauer, Winston Churchill, Alcide de Gasperi ve Robert Schuman’ın aralarında olduğu bir grup cesur devlet adamı, ulusları yeni bir çağa adım atmaya ikna etmek için yola koyuldu. Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman, başlangıçta Jean Monnet tarafından tasarlanan bir fikri ele aldı ve 9 Mayıs 1950’de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun (AKÇT) kurulmasını önerdi. Bir zamanlar birbiriyle savaşan ülkelerde kömür ve çelik üretimi için sorumluluk paylaşımıyla ortak bir pazar oluşturulacaktı. Pratik fakat aynı zamanda oldukça sembolik bir şekilde, savaşın ham maddeleri uzlaşı ve barışın araçlarına dönüşüyordu.

Avrupa bütünleşmesinde ilk adım, Belçika, Federal Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda’nın kömür ve çelikte ortak pazar kurmalarıyla atıldı.
Altı üye devlet, daha sonra Roma Antlaşması'nı imzalayarak çeşitli mal ve hizmetleri içeren ortak bir pazara dayalı Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) kurmaya karar verdi. Altı ülke arasında gümrük vergileri 1 Temmuz 1968’de tamamen kaldırıldı ve 1960’larda özellikle ticaret ve tarımda ortak politikalar oluşturuldu.

Bu girişim öylesine başarılı oldu ki Danimarka, İrlanda ve İngiltere, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katılmaya karar verdi. İlk genişleme, 1973’te altı üyenin dokuza çıkmasıyla gerçekleşti.

1981’de Yunanistan AET’ye katıldı, 1986’da İspanya ve Portekiz izledi.
Avrupa’nın siyasi panoraması 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ile çarpıcı bir şekilde değişti. Bu, 3 Ekim 1990’da Almanya’nın yeniden birleşmesine, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin Sovyet kontrolünden çıkarak demokratikleşmelerine yol açtı. Sovyetler Birliği’nin kendisi de Aralık 1991’de dağıldı.

Bu gelişmeler, Avrupa Ekonomik Topluluğu üye devletleri arasında yarım yüzyıldan fazla sürecek bir barışçıl işbirliğinin başlangıcıydı. 1992 Maastricht Antlaşması ile Topluluk kurumları güçlendirildi ve daha geniş yetkilere sahip oldu, böylece Avrupa Birliği (AB) doğdu.

Yeni Avrupa dinamizmi ve kıtanın değişen jeopolitiği nedeniyle, Avusturya, Finlandiya ve İsveç, 1 Ocak 1995’te Avrupa Birliği’ne katıldı.

1990’ların ortalarında on iki ülke daha -Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, Kıbrıs ve Malta- AB’ye üyelik başvurusunda bulundu.

Başvuruları kabul eden AB, aday ülkelerle katılım müzakerelerini, Aralık 1997’de Lüksemburg’da ve Aralık 1999’da Helsinki’de başlattı. Böylece Birlik, ilk kez bu denli büyük bir genişlemeye yöneldi. 10 Aday ülkenin müzakereleri 13 Aralık 2002’de Kopenhag’da tamamlandı ve bu ülkeler 1 Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne katıldı.

Bulgaristan ve Romanya’nın da 1 Ocak 2007’de katılmasıyla Avrupa Birliği 27 Üye Ülkeden oluşan 450 milyondan fazla vatandaşa sahip büyük bir aile oldu.
Ardından 9 Aralık 2011’de AB ve Hırvatistan liderleri katılım antlaşmasını imzaladı.

Hırvatistan 1 Haziran 2013 itibariyle 28. AB Üye Ülkesi oldu.

AB (Avrupa Birliği) Kısa Geçmişi

Avrupa Birliği (AB), demokratik Avrupa ülkelerinden oluşan, vatandaşlarının hayatını iyileştirmek ve daha iyi bir dünya yaratmak için çalışan bir ailedir.
Üye Ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları ve ara sıra meydana gelen krizler haberlere yansısa da, aslında kameralardan uzakta, AB dikkate değer bir başarı hikayesidir. 

AB, sadece yarım yüzyıllık ömründe Avrupa’da barışı ve refahı sağladı, tek Avrupa para birimini (Avro) oluşturdu, sermayenin, hizmetlerin ve malların serbest hareket ettiği sınırsız ‘tek pazarı’ meydana getirdi.

Aynı zamanda AB, hem büyük bir ticari güç hem de çevre koruma ve kalkınma yardımları gibi alanlarda bir dünya lideri haline geldi. Bu yüzden Avrupa Birliği’nin altıdan yirmi sekiz ülkeye kadar genişlemiş olması ve daha birçok ülkenin üyelik için sırada olması şaşılmaması gereken bir şeydir.

Avrupa Birliği başarılarını olağandışı bir şekilde çalışmasına borçludur. Avrupa Birliği olağandışıdır çünkü, ne Birleşik Devletler gibi bir federasyon ne de Birleşmiş Milletler'e benzer hükümetler arasında bir iş birliği organizasyonudur. Avrupa Birliği aslında benzersizdir. AB’yi oluşturan Üye Ülkeler bağımsız, egemen milletler olarak kalırlar fakat egemenliklerini, dünyada tek tek sahip olamayacakları gücü ve etkiyi kazanmak için bir araya getirirler.

Egemenlikleri bir araya getirmek, pratikte, ortak fayda içeren konulardaki kararların Avrupa düzeyinde demokratik olarak alınması için,  karar alma yetkilerinin bir kısmını beraber oluşturdukları ortak kurumlara aktarmaları anlamına gelir.